13 C
Bursa
Salı, Kasım 12, 2019

NİLÜFER

GÜNCEL
HABERLER

TÜM HABERLER

NİLÜFER

Büyükşehir statüsüne 1987 yılında kavuşan Bursa’da, o tarihte Nilüfer, Osmangazi ve Yıldırım olmak üzere üç merkez ilçe kurulmuştur. Kentin batısında bulunan Nilüfer, o yıllarda Bursa’nın konut ihtiyacına karşılık vermeye hazırlanan bir toplu konut bölgesi olarak dikkat çekmektedir.

 Batıya doğru büyüme eğilimi gösteren Bursa’ya kucak açmış bir yerleşim yeri olan ve bu nedenle de “geleceğin Bursa’sı” olarak anılan Nilüfer ilçesi işte böyle doğmuştur.

Nilüfer ilçesi adını içinden geçen Nilüfer Çayı’ndan, Nilüfer Çayı da adını Orhan Gazi’nin eşi Nilüfer Hatun’dan almıştır. Yeni yapılanan bir bölge olmanın da avantajıyla, kent planlamasından, çevresel şartlara kadar her konuda çağdaş standartlara sahip olan Nilüfer, bu yönüyle kısa sürede Bursa’nın cazibe merkezi olmuş bir ilçedir. Bu nedenle de Bursa’da nüfus artış hızı en fazla olan yerleşim yeridir.

Kimi araştırmacılara göre Bursa bölgesindeki ilk yerleşime ev sahipliği yapan Nilüfer ilçesi, gerek Osmanlı ve Bizans, gerekse tarihin daha önceki dönemlerinin izlerini taşır. Nilüfer’de Alaaddinbey Mahallesi’nde bulunan Tepecik Höyüğü, Gölyazı, Tahtalı Köyü, Akçalar beldesinin Aktopraklık Höyüğü ve Gölyazı adalar bölgesi, arkeolojik sit kapsamına alınmış bölgelerdir.

 

Bu bölgelerde tarihin çeşitli dönemlerine ait kilise, cami, hamam, çeşme, manastır-kale kalıntıları gibi yapılar ile tescilli anıt ağaçlar ve hatta tarih öncesine ait buluntular yer almaktadır.

TARİHİ YAPILAR

1- Akçalar

Akçalar beldesindeki, Aktopraklık höyüğü tarih öncesi yerleşim yerinin mevcut olduğu çok önemli bir merkezdir. Höyükteki ilk iskânın M.Ö. 6. binyıla dayandığı anlaşılmaktadır. Yerleşmenin geçim stratejisi tarım ve hayvancılığa dayanmaktadır. Bu bölge halen Fikirtepe kültürünün bilinen en batı yerleşim yeridir. Aktopraklık mevkii yalnızca Bursa bölgesi için değil, Anadolu ve Balkan kültür tarihi bakımından da büyük önem taşır. Fikirtepe kültürü Marmara Bölgesi’nde yerleşik yaşama geçtiği bilinen en eski tarımcı köy topluluklarını temsil eder. Bu anlamda çiftçiliğin Anadolu’nun kuzeybatı kesimlerine ilk olarak Fikirtepe evresi içinde geldiği ve çok kısa bir süre sonra da Güneydoğu Avrupa’da yaygınlaştığı bilinir. “Neolitik Devrim” olarak da tanımlanan, avcı-göçebe yaşamdan tarım kültürüne dayalı yerleşik yaşama geçilen süreç, kültür tarihinin en önemli aşamalarından biri ve günümüz uygarlığının temellerinin oluştuğu dönem olarak kabul edilir. Büyükşehir Belediyesi tarafından alana arkeopark ve açık hava müzesi yapılmıştır.

 

2- Tahtalı

Uludağ’ın yamaçlarına kurulmuş bir köy olan Tahtalı ve çevresinde çıkan buluntular, Bursa’dan önce bölgedeki en önemli antik yerleşmenin bu köy civarında kurulduğunu göstermektedir. Köy çevresinden çıkan bazı eserlerin Bursa’da varlığına tanık olduğumuz kalıntılardan daha eski dönemleri işaret ettiğini belirten kimi araştırmacılara göre, Bursa bugünkü yerine gelmeden önce büyük olasılıkla bu bölgede kurulmuştur. Köyde bulunan seramik malzeme ile mermer mimari parçalardan, buradaki yerleşimin M.Ö 2. yüzyıla kadar uzandığı tespit edilmiştir. Bu durum da Prusa şehri kurulmadan çok önce bu bölgede bir yerleşimin olduğunu göstermektedir. Yörede Bizans döneminden kalma örenler vardır. Bunlardan biri günümüzde özel mülkiyete geçmiş bulunan kale öreni, diğeri de Hagios Theodoros’a adanmış olduğu öne sürülen ve yalnızca temelleri kalmış bulunan kilisedir.

Tahtalı ve çevre köylerde yaygın söylentiye göre, kale bedenindeki kemerli bir açıklıktan girilen toprakla dolmuş durumdaki tünel, kuzeydeki Kitai (Ürünlü) kalesine değin uzanmaktadır. Köyde ayrıca 1850’li yıllarda yapıldığı anlaşılan tarihi bir cami vardır. Yakın geçmişe kadar kullanılan ancak yenisi yapılınca kapatılan ve artık kullanılmayan caminin minare kaidesinde bulunan yazıt taşında, minarenin Halil Ağa adlı biri tarafından yaptırıldığı belirtilmektedir. Osmanlı mimarisi özellikleri taşıyan camide Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılmakta olan restorasyon çalışmaları devam etmektedir.

Osmanlı döneminde Türk ve Rumların birlikte yaşadığı ve günümüzde ayakta kalan eski Rum evleriyle o yılların tanıklığını sürdüren Tahtalı, bugün halen atalarının yaşadığı yerleri görmeye gelen Yunanlı turistlerce ziyaret edilen bir bölgedir.

 

3- Ürünlü

Nilüfer’deki en eski yerleşim yerlerinden biri olan Ürünlü Mahallesi’nin geçmişi, Roma döneminde kurulmuş olan Kite Köyüne kadar uzanır. 1960 nüfus sayımında Bursa’ya bağlı Görükle bucağı içinde bir köy olarak gözüken Kite’nin ismi daha sonra Ürünlü’ye dönüştürülür ve 1987 yılında ise Nilüfer ilçesine bağlı bir mahalle statüsü kazanır.
Bugün Ürünlü’de, bir bölümü ayakta kalmış antik surların çevrelediği bir tarihi kale kalıntısı vardır. Dikdörtgen planlı kale duvarlarının bir kısmı tahrip edilmiş olsa da, kale çeşitli yüksekliklerde üç parça duvar kalıntısı ve dörtgen planlı köşe burçlarının temel izleri korunarak varlığını sürdürebilmiştir. Kite Kalesi’nin bulunduğu bu alanda tarihi M.Ö. 3. yüzyıla kadar uzanan antik seramik parçalar da geçmişin belgeleri niteliğini taşır.

Romalılar’ın Mora Yarımadası’nı ele geçirdiği yıllarda, bu yarımadanın Kite adı verilen kentinden göçen kişilerin buraya yerleştikleri ve bölgeye, daha önce yaşadıkları kentin adını verdikleri söylenir.   Osmanlılar, Bursa’dan önce 1324 yılında Kite’yi fethettiğinde burası büyük bir tekfurluktur. Gemlik ve Mudanya arasında bulunan Kite, Osmanlı Devleti’nin kuruluş yıllarından başlayıp, 19. yüzyıla dek bölgenin en büyük yerleşim ünitelerinden biri olma özelliğini korur. O tarihlerde Kite ilçe merkezi konumundayken, Gemlik ve Mudanya ise Kite’ye bağlı birer köydür. Günümüzde, Ürünlü Köyü içindeki bazı bahçelerde iri gövdeli eski dut ağaçlarına rastlanır. Bu saptama, yörede eskiden ipekböcekçiliğinin yapılmakta olduğunun bir göstergesidir. Kite uygarlığının izlerini taşıyan Ürünlü günümüzde, 2. derece arkeolojik SİT alanı olarak koruma altına alınmıştır. Ürünlü’de ayrıca, yapım yılı bilinmeyen, anıtsal yapı niteliğinde eski bir köy hamamı ile doğal anıt bir çınar ağacı vardır.

 

4- Misi

Bugün Gümüştepe adıyla anılan yerleşimin eski adı “Misi”dir. Misi; Orhaneli yolu üzerinde, etrafı ormanlarla kaplı dört tepenin çevrelediği, eğimli arazi üzerine kurulu bir yerleşim yeridir. “Tarihin babası” olarak anılan Heredot’a göre M.Ö. 1816’da Trakya’dan Anadolu’ya geçen altı kavimden biri olan Mysi’ler burada “Misyalılar” olarak bilinen bir birlik kurmuşlardır. Bu kavim dünya tarihinde ilk kez batıdan doğuya geçen kavim olarak bilinir. Misyalılar bu bölgede; “Misipolis” (Misi-şimdiki Gümüştepe Mahallesi), “Misapoli” ve “Eşkel” isimli üç yerleşim kurmuşlardır.

M.S. 183 yılında putperest Batı Romalıların baskısıyla Batı Roma’dan İstanbul’a, oradan da Bursa’ya gelen dini kavimlerin içerisinde olan ve adı Alex olarak tarihe geçen bir keşiş, seksen beş kişilik maiyetiyle birlikte Hıristiyanlığın öncüleri olarak İnkaya Köyü ve Misi Köyü’ne yerleşmiştir. İki kola ayrılan keşişler Keşiş Dağı olarak adlandırılan Uludağ’ın (Olympos) eteklerine yayılmışlardır. “Misi” kelimesinin kökeni de Misyalıların yurt olarak buraya yerleşmeleri ve misyonerlik merkezi olarak Misi’nin seçilmesinden gelmektedir. Yörenin gizlenmeye elverişli bir boğaz niteliğinde olması keşişlerin burada yüzyıllarca güçlü bir misyonerlik örgütü kurmalarına yol açmıştır. Bu dönemde Misi’de bir konsül toplanarak üç kez yazılmış olan İncil’in ruhu araştırılmış ve Misipoli Manastırı’nda İncil tartışmaları yapılmıştır. Bu bilgiye dayanılarak; Misi’de anılan manastırda İncil’in bir nüshasının gömülü olduğuna inanılmaktadır. 1953 yılında manastırda kazı çalışmasına başlanmış ancak aynı yıllarda köye akın eden define avcıları ve tarihi eser yağmacıları tarafından manastır talan edilmiştir. Günümüzde ne yazık ki bu manastırdan eser kalmamıştır.

1316’da Orhan Gazi Hıristiyanlık merkezi olan Misi’yi alıp Bursa’yı kuşatma altına almak amacıyla burada ve Kestel’de birer kale yaptırmıştır. Bu dönemde Misi‘nin 10 yıl süreyle geçici başkent olduğu söylencelerde yer almaktadır, ancak bu tarih gerçekte pek bilinmemektedir. Sonra 1326’da Bursa’nın fethiyle birlikte Misi ikinci plana düşmüştür. Misi jeolojik özellikleri nedeniyle de her dönemde dikkat çekici bir yerleşim yeridir. Tarih boyunca güneyden kuzeye akan Nilüfer Çayı Bursa Ovası’nı ikiye bölmüş ve Batı’dan gelen yolcular, kervanlar meşhur İpek Yolu üzerinde bulunan Misi’den geçmişlerdir. Çünkü o dönemlerde oldukça güçlü bir akarsu olan Nilüfer Çayı, başka bir noktadan geçit vermemekte, bir tek Misi’de keskin bir dirsek yaparak, uzunluğu üç kilometre civarında olan bir boğazın içinde akmaktadır.

 

5- Gölyazı

Gölyazı Mahallesi, Nilüfer ilçesindeki en zengin antik yerleşim yerlerinden biridir. Bursa-İzmir karayolunun 35. kilometresinde bulunan yol ayrımından 7 kilometre uzunlukta bir yolla ulaşılan ve Uluabat Gölü’nün doğu ucunda, derin bir yarımadanın üzerinde kurulan beldenin tarihi M.Ö. 6. yüzyıla dek uzanır. Yazılı kaynaklardan edinilen bilgilere göre; bugünkü Gölyazı beldesinin antik adı, “Rhyndacum üzerindeki Apollonia” demek olan “Apollonia ad Rhyndacum”dur. Antik çağlarda Anadolu’da kurulmuş “Apollonia” adlı dokuz kent olduğu biliniyor ve bu adın hem diğer kentlerden ayrılabilmesi, hem de Aizani (Çavdarhisar) çevresinden çıkan Rhyndacus (Adranos) denilen çaya atfen konduğu kaynaklarda belirtiliyor. Uzun yıllar Bizans egemenliği altında sakin bir hayat süren kent, 14. yüzyıl başlarında bölgede güçlenmeye başlayan Osmanlı akıncılarına dayanamayıp Prusa (Bursa) ve Apamea’dan (Mudanya) kaçanların toplandığı bir kent olarak anılır.

Halk arasında “Deliktaş” olarak anılan ve su kemeri olduğu tahmin edilen bir yapı ile “Taş Kapı” diye adlandırılan antik kale kalıntılarının yanı sıra, Kız Adası’nda bulunan Apollon Tapınağı’nın kalıntıları, antik tiyatro kalıntıları, yarımadanın çevresinde kalıntılarına rastlanan surlar, 19. yüzyılda burada yaşayan Rum azınlık tarafından yaptırılan Hagios Georgios Kilisesi ve Manastır Adası’nda kalıntıları bulunan Hagios Konstantinos Manastırı Kilisesi bölgenin en ilgi çekici tarihi kalıntılarıdır. Sit alanı ilan edilerek koruma altına alınan bölgede ayrıca, yapılış tarihi bilinmeyen tarihi bir cami ve hamam ile bugün “ağlayan çınar” adıyla anılan ve beldenin yarımadayla bağlantısını sağlayan köprünün başında bulunan 400 yıllık çınar da görülmeye değer bir doğa harikasıdır.

Gölyazı, Türklerle Rumların ortak tarihi açısından önemli özelliklere sahip bir beldedir. Eski bir Rum köyü olan ve bugün daha çok mübadele ile Selanik’ten göç edenlerin yaşadığı Gölyazı, Osmanlı döneminde Türklerle Rumların bir arada yaşadığı ve Rumların çoğunlukta olduğu bir yerleşim merkeziydi. Nilüfer Belediyesi bölgedeki en önemli tarihi kalıntılardan biri olan ve 19. yüzyılın ikinci yarısında yapıldığı tahmin edilen Aziz Panteleiman Kilisesi’ni restore ederek kültür evi olarak açmıştır.

 

6- Diğer Tarihi Yapılar

Nilüfer’in pek çok bölgesinde dağınık durumda tarihi yapılar da bulunmaktadır. Osmanlı döneminden kalma cami ve hamamlar ile çeşitli dönemlere ait kilise kalıntıları buna örnektir. Yüzlerce yıllık tarihi olan, son yüzyılın başında restorasyon geçirmiş olan ve Osmanlı mimarisinden güzel örneklerin yer aldığı Yaylacık’daki tarihi Camii, Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilmiştir. İlçemiz Tahtalı Mahallesi’nde bulunan 1850’li yıllarda yapılmış olan ve Osmanlı mimarisi özellikleri taşıyan tarihi camii Büyükşehir Belediyesi tarafından restore edilerek ibadete açılmıştır. Rum Ortodoks kilisesi olarak yapılıp Cumhuriyetin ilk yıllarında mübadeleden sonra camiye dönüştürülen, ancak yeni Özlüce camisinin yapılmasından sonra kullanılmayan Özlüce Camii, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’nca da onaylanan projeye göre Nilüfer Belediyesi tarafından restore edilmiştir. Ardından mülkiyeti Vakıflar Genel Müdürlüğü’nde olduğundan dolayı Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne devredilmiştir. İlçemiz Demirci Mahallesi’nde bulunan 700 yıllık vakıf eseri olan tarihi camii ve hamam da Nilüfer Belediyesi tarafından restore edilmiştir.