Bir efsaneye göre Bizans İmparatorluğu zamanında bölgeye hakim olan bizans kralı tekfurun kızı varmış, kral kızına çok düşkünmüş ve günün birinde kız çok hastalanmış. Hekimler kızın hastalığına bir türlü çare bulamamış hastalık aylarca sürmüş. Gün geçtikçe kötüleşen kızı hekimler, hem babasının gözünün önünden uzaklaştırmak hemde son bir tedavi maksadıyla  şuan ki oylatın bulunduğu ormanlık bölgeye götürüp ”Öl yat” diyerek bırakırlar. Zaman içerisinde kız ormandaki sularla yıkanarak eski sağlığına kavuşur ve kısa zamanda saraya geri döner. O zamandan itibaren Öl yat kaplıcası yöre halkı tarafından bir şifa kaynağı olarak tanınır ve kullanılır.  Oylat efsanesi bu şekilde olup Oylat’ın şuan ki ismi öl yat kelimesinden zaman içerisinde değişerek bugün ki halini almıştır. İnegöl’e yaklaşık 27 km mesafede ve Uludağ sırtlarında, yemyeşil bir doğanın içinde yer alan kaplıcaların birçok rahatsızlığa iyi geldiği bilinmektedir. Bu hastalıklardan bazıları şunlardır; cilt hastalıkları, romatizmal hastalıklar ve kireçlenme, tansiyon ile ilgili rahatsızlıklar, stresin negatif etkileri, eklem iltihaplanması, vb. Oylat suyunun en büyük özelliklerinden birisi içilebilir olmasıdır. Suyunun 40 derece sıcaklıkta olması nedeniyle, soğutulmadan banyo yapma imkânı vardır. Hamam mimarisi bizans mimarisi ile özdeşleşmiş olduğu ise fark ediliyor.